Bu söylemler DTP’nin kongresinde birebir tekrarlanmıştır. Hala kimileri DTP’nin PKK’dan farklı bir yapı olduğunu, DTP ile PKK’yı birbirinden ayırmak gerektiğini söyleye dursunlar, DTP’liler bunun tam tersini söylüyorlar.
DTP’nin eş başkanlarından Aysel Tuğluk, “PKK ile aramıza mesafe koymamız isteniyor. Bu halkla aramıza mesafe koymak demektir. Biz tam tersine yakınlaşmayı tercih ediyoruz” diyor. Hatta sadece kendilerinin, PKK ile yakınlaşmasını değil, devletin ve devletin tüm kurumlarının PKK ile arasında bulunan duvarları yıkmasını istiyor!
Tüm bunlara rağmen, DTP’yi hala PKK konusunda ikna etmeye çalışanlar da yok değil. Hele Apo’nun söylemleriyle ikna etmeye çalışanlar var ki onların durumu daha vahim. Ne demiş Apo; “Mustafa Kemal’in güncelleştirmesi gerekiyormuş. Bu gün demokrasinin yerleşmesi için o dönemin Mısak-ı Milli havasının yakalanması” gerekiyormuş.
Sabah’tan Erdal Şafak, Apo’nun çağrısına uymadıkları için DTP’lileri eleştiriyor. DTP kongre salonuna, Atatürk portresi asarak çözümden yana olduğunu göstermeliymiş. İstiklal Marşı’nı okuyarak, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıktığını göstermeliymiş. İşin bir de böyle bir komik tarafı var.
Tüm büyük basın anlaşmışçasına kongreden sonra bu yönde haberlere ağırlık vermiştir. Kimisi kongrede Atatürk portresi yok, İstiklal Marşı okunmadı diye eleştirirken, kimi kongrede Türk bayrağı asıldığı için sevinmektedir. Hadi diyelim, kongre salonunun hertarafı Atatürk portreleriyle donatılsaydı, her tarafa Türk bayrakları asıldı, yarım saatte bir İstiklal Marşı okunsaydı bu neyi değiştirirdi? DTP bir anda kendisini aklamış mı olacaktı? DTP’nin söylemlerini kabul mü edecektik? Bölücülüğü ortadan kalkmış mı olacaktı?
24 Temmuz 2007 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder